T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Malatya İl Sağlık Müdürlüğü Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi

T.C. Sağlık Bakanlığı
Malatya İl Sağlık Müdürlüğü Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Facebook Twitter Google Plus Linkedin

Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü

Güncelleme Tarihi: 19/02/2019

       ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERİ

        Kanser, dokuların içinde anormal şekilde çoğalan, çıktığı dokuyu tahrip eden, organ işlev bozukluğu yapabilen, çevre ve uzak dokulara da yayılabilen kötü huylu bir hastalıktır. Çocuk kanserlerinin özelliklerinden biri, çok hızlı çoğalan ve büyüyen kanserler olmalarıdır. Birkaç hafta içinde hızla büyüme gösterebilirler. Hızlı büyüdükleri için de ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisine (radyoterapi) iyi yanıt verirler. Tedavi ile %60-70 oranında tam şifa elde edilebilir. Çocukluk çağında en sık görülen kötü huylu hastalık (%30-35 oranında) lösemidir (kan kanseri). İkinci sıklıkta Türkiye’de lenf bezi kanserleri %20-25 oranında (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) görülür. Onu sırasıyla sinir sistemi tümörleri (%10-15), nöroblastom, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomu (rabdomiyosarkom) izler.

.      Kanserler iştahsızlık, kilo kaybı, beslenme bozukluğu veya ateş gibi genel belirtiler gösterbildiği gibi her kanser türünün kendine özgü bulguları da vardır. Çocuklarda en sık rastlanan tür olan kan kanserleri, ateş ve enfeksiyonla gelebileceği gibi solukluk ve deride mor lekeler, dalak ve karaciğer büyümesine bağlı karın şişliği ve lenf bezlerde büyüme ile karşımıza çıkabilir.

          Lösemi dışındaki kanserlerin çoğu vücutta belirli bir bölgede şişlik ve kitle oluşumu ile belirti verir. Beyin içindeki kitle dışarıdan görülemez, böyle bir kitle çevresindeki dokulara bası yaparak şiddetli ağrı, bulantı, kusma ve sinir felçlerine neden olabilir. Hastalarda sırt ağrısı, idrarını ve dışkısını tutamama, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi his ve kuvvet kaybı görülebilir.

         Çocuklarda baş, boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde küçük lenf bezlerinin elle hissedilmesi normaldir. Çocuklarda lenf bezinde iki santimetreden fazla büyüme varsa ve ateş, gece terlemeleri, halsizlik, diyet yapmadan kilo kaybı, kaşıntı gibi belirtiler eşlik ediyorsa bunun nedeni araştırılmalı ve hasta takibe alınmalıdır. Tedaviye rağmen büyümeye devam eden lenf bezi ultrason, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans ile detaylı değerlendirilmelidir. Malignensi şüphesi olan hastalara lenf bezinin cerrahi olarak çıkarılması ve patolojik olarak değerlendirilmesi gerekir. Kesin tanı patoloji sonucu ile konur.

        Göz çevresinde morluk, gözde öne fırlama, küçük bebeklerde gözde parlama şeklinde bir beyazlık göz içinde gelişen bir tümörün belirtisi olabilir.

         Küçük çocuklarda ağrısız bir karın kitlesi, deri altında küçük şişlikler (nodül), öksürük, ateş,  solukluk, gözlerin tek veya çift taraflı öne fırlaması ve göz çevresinde morluk gibi belirtiler, kemik ağrıları varsa nöroblastoma adı verilen böbreküstü bezinden veya sempatik sinir sisteminden kaynaklanan bir tümör akla gelir. Tanıya biyopsi veya kemik iliği tetkiki, nöron spesifik enolaz (NSE) idrarda vanil mandelik asit testi (VMA testi) ile gidilir.

         Karında şişlik, idrarda kan, kol ve bacakta anormal büyüme, gözün renkli tabakası irisin yokluğu gibi belirtiler küçük bir çocukta böbrek tümörünü (Wilms tümörü) düşündürmelidir. Tanı, görüntüleme yöntemleri (MR veya BT) ve biyopsi ile konur.
Karın şişliği, karaciğerde büyüme, sarılık, bulantı, kusma, kilo kaybı gibi belirtiler ise karaciğer tümörünü düşündürür. Bu durumda kanda alfa-fetoprotein (ALP) denen bir madde yükselmiş olarak saptanacaktır. Görüntüleme manyetik rezonans yapılarak karaciğer detaylı değerlendirilir.  Tanı karaciğer biyopsi ve patoloji ile konur.

           Tanı, kitlenin veya lenf bezinin cerrahi olarak anestezi altında tümörün tamamının ya da belirli bir kısmının çıkarılarak ve patolojik incelenmesi ile kesin tanıya gidilir.

           Evreleme, tümörün başladığı organda kalması ve başka dokulara yayılıp yayılmama durumuna göre derecelendirilmesidir. Tedavi ve tedavi süresi evreye göre değişir.

            Kemoterapi sürekli damar yolu aracılığıyla, ağızdan, ya da özel bölgelere (beyin omurilik sıvısı içine, karın zarı içine, akciğer zarı içine) doğrudan verilme şeklinde uygulanır. Damar yoluna ulaşım için çevre damarları ya da damara giriş cihazları (port ve kateterler) kullanılır. Kemoterapinin süresi genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında değişir.Genellikle okul çağı çocukların bir süreliğine okuldan uzak kalmasında yarar vardır. Ancak kemoterapi kürü hafif, çocuğu fazla sarsmayan bir tedavi ise okula gitmesine sakınca yoktur. Kemoterapinin fark edilen en belirgin yan etkisi saçların dökülmesidir. Tedavi biter bitmez saçlar hemen çıkmaya başlar. Dikkat edilmez ve bakımı yapılmazsa, mukozada hızla ülserasyon ağız yaraları oluşabilir ve çocuğun yeme ve içmesine engel olarak tedaviyi bozabilir. Ağızda oluşan yaralar giderek enfeksiyona dönüşebilir ve bu durum çocuk için başka bir risk faktörüdür. Kemoterapi başlamadan önce ağız içi kontrol edilmeli, çürük dişlerin tedavisi değerlendirilmelidir. Bu dönemde günde en az 2 kez yumuşak diş fırçalama alışkanlığı çocuğa kazandırılmalıdır. Kemoterapi başlandığında ise: kolalı içeceklerin, unlu ve şekerli besinlerin. asitli sebze ve meyvelerin yenmemesi gerekir.  Kemoterapiye bağlı diğer yan etkiler arasında bulantı, kusma, yorgunluk, ateş, enfeksiyonlar, ışığa aşırı duyarlık, damar dışına ilaç sızması, beslenme bozukluğu, kabızlık veya ishal, kan değerlerinde düşüklük, kanamalar, deride döküntüler ve renginin koyulaşması sayılabilir.  Enfeksiyonlar en sık görülen ve en önemli ölüm nedenlerinden biridir. Hastada enfeksiyon riskini azaltmak için hijyen kurallarına uymak bunları çocuk ve aileye de öğretmek gerekir.

         Radyoterapi tümörün bulunduğu alana doğrudan X-ışınlarıyla (gözle görülmeyen radyasyon ışınları) ışınlama yapılarak kalan artık tümör hücrelerinin temizlenmeye çalışılmasıdır. Tümörün tekrarlama riskini azaltır.

         Kök hücre nakli bazı tümörlerde ilk tedavi sürecinde veya tekrarlayan tümörlerde, tedaviye eklenebilir.

         Kanserli çocuğun başkalarına hastalığı bulaştırmayacağı, ancak kendi direnci düşük olduğu için öksüren, grip olan, döküntülü hastalık geçiren kişilerden uzak tutulması ve yüz maskesi kullanması gerektiği anlatılmalıdır.

        Kanserden korunmak için, çocuğumuzun katkısız organik besinlerle ve mevsiminde çıkan taze besinlerle beslenmesi, bilgisayar telefon gibi radyasyon yayan cihazlardan, manyetik alanlardan uzak tutulması, olabildiğince doğal ortamda yaşaması önemlidir. Ebstain-Barr virüsünün (EBV) burkitt lenfoma ve nasofarenks kanseri ile ilişkisi, DNA virüsü olan Hepatit-B virüsünün de hepatasellüler karsinoma ile ilişkisi uzun yıllar yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.

       Kanserde tam iyileşme, tedavinin kesilmesinden sonra 2-3 yıl geçmiş ve kanser tekrarlamamışsa söylenebilir. Bu süre içinde doktoru tarafından yakından izlenmelidir. Tedavi oranları (kan kanseri) lösemi % 75-80 oranında, Hodgkin hastalığı % 90, Hodgkin-dışı lenfoma % 75, böbrek kaynaklı Wilms tümörü ise % 90, germ hücreli tümörlerde %60-80i retinoblastomun ilk iki evresinde %100 tam şifa elde edilebilir. Nöroblastomda tümör tam olarak çıkarıldığında iyileşme oranı % 95-100 iken, evre 4 vakalarda sağkalım % 10-15’e düşmektedir. Beyin tümörü tanısı alan çocukların %50’den fazlası tedaviyi başarıyla tamamlamaktadır. Kemik tümörü olan osteosarkom ve Ewing sarkom, tedaviye erken başlanmışsa % 60 iyileştirilebilir.

       Ayrıca nüks riski geçtikten sonra tiroid bezi yetersizliği, boy kısalığı, adet düzensizlikleri, kalp kası, böbrekler, işitme sorunları ya da psikolojik bozukluklar gibi tedaviye bağlı olarak ortaya çıkabilen geç yan etkilerle savaşmak ve gerekirse bunları tedavi etmek için de takip gerekebilir.

                                              
00555.JPG

                                                                                                   Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Dr. Dilvin ÇELİK ATEŞ